Descartes’in rüyası ve kendi ağzından yorumu

 

‘’Duyu organlarımızla algıladığımız şeyleri ‘’ gerçek ‘’ olarak tanımlıyorsak neden aynı algıların sergilendiği rüyaya gerçek gözüyle bakamıyoruz?’’

 

Kendi gerçekliğini sorgulayacak derecede titiz bir kuşkucu olan Descartes aynı şüpheyi rüyaların gerçekliği konusunda da dile getirir:

 

‘’Uyurken algıladığımız şeylerin sahte, uyanıkken algıladığımız şeylerin gerçek olduğu kanısına nasıl varabiliyoruz? Kaldı ki, uyurken algıladığımız şeyler uyanıkken algıladığımız şeyler kadar güçlü ve canlı olduğu halde…’’

 

Descartes’in bu görüşlerinin Çinli düşünür Zhuangzi (MÖ 369- 289) ‘nin meşhur sözüyle benzerliği pek ilginçtir:

 

‘’Rüyamda bir kelebek olduğumu mu gördüm, yoksa şu an insan olduğunu düşleyen bir kelebek miyim; bilmiyorum.’’

 

Descartes’e göre rüya (kendisinden sonra psikanalitik teorinin de öne süreceği gibi) düşü görmüş olan kişinin arzularını yansıtmaktaydı. Fakat bir gece belki de öne sürmüş olduğu bu görüşü yalanlayacak bir rüya gördü. Kendi yorumuna göre bu rüya, hakikate erişmeyi görev edinmesini sağlayacak yöntemi bulması için kendisine gönderilmiş ilahi bir mesajdı.

 

11 KASIM, 1619

 

’ Etrafta hayaletler… Onlardan korkuyorum. Vücudumun sağ tarafında büyük bir güçsüzlük hissi var. Sokakta yoluma devam edebilmem için soluma yaslanarak yürümeye çalışıyorum. Bu durumdan utanıp kendimi tekrar düzeltmeye çalışsam da sert bir rüzgar beni üç veya dört kez sol ayağımın üzerine yıktı. Büyük bir güçlükle kendimi sürükleyebildim fakat her adımda korkuyla tekrar yere düşebileceğim endişesiyle… Karşımda, bu ıstıraptan kurtulup biraz soluklanabileceğim açık bir okul belirdi. Dua etmek için okulun kilisesine girmek istesem de; gerçekte kendisini tanıyor olup da selam vermeden geçtiğim bir adama rastladım. Özür mahiyetinde kendisine bir şeyler söylemek için geri dönmüş olsam da rüzgar, tekrardan beni sol ayağımın üzerine yıktı. Tam o anda, okulun avlusunda beni kendi adımla çağıran başka bir adam belirdi ve şöyle seslendi.

 

‘’ Bay N.’yi bulmak istiyorsanız, kendisinin size vereceği bir şey var.’’

 

Bu hediye, yabancı bir ülkeden getirilmiş bir kavun idi. Avluda birbirleri ile laflaşan tüm bu insanlar dimdik ayakta durabiliyorlardı. Bu duruma çok şaşırıyorum ki ben, rüzgar kaybolmuş olmasına rağmen halen yamuk yürüyebilmekteydim.’’

 

Descartes, tam bu sahnede acılar içinde uyandı. Kötü ruhların kendisini yoldan çıkarmak istediğini düşündü. Uyandığında sol yanına yatmış olduğunu fark edip, sağ tarafına yaslandı. Tanrı’ya, kendisini işlemiş olabileceği günahların cezasından koruması için dua etti. Başkalarının gözünde günahsız biri olmasına rağmen, cenneti dilemek için fazlaca günahkar olduğu şüphesine gark oldu. İyi ile kötüyü tefekkür ettiği yaklaşık iki saatten sonra tekrar uykuya daldı.

 

Descartes, ilahi bir mesaj olarak yorumladı bu rüyayı. Kendisine biçilmiş olan kaderin, matematiksel yöntem aracılığıyla hakikati aramak olduğunu düşündü. Sol tarafı gerçekçiliği, mantık ve analiz becerisini (*matematik) simgelemekteydi. Rüyasında da hep sol yanıyla hareket edebilmekteydi. Öyle ki, analitik beceri yönünden fazlasıyla mahir biriydi. Fakat, ruhsallığı, dini ve sezgiyi temsil eden sağ tarafı adeta felç bir durumdaydı. Bu, geliştirmesi gereken fakat oldukça zayıf durumda bulunan tarafıydı.