Merhaba,

 

Ben Sembolika. Konuştuğum lisan sembolikçedir. Mağara duvarlarına çizilmiş bizon ve boğa zamanlarından bu yana ortalardayım. Yunus’un içine düştüğü ana rahmini, gölgeli mağarasından görkemli bir şekilde çıkan peygamberleri anlatanlarla aynı dili konuşurum.

 

Ağır ve terli yaşam uykusundan uyandırılan hastaların Nuh’un Tufanı’yla yeniden doğduğunu anlatmak üzere buyurdum. Sinsi düşmanlarımın yılanlar değil; söz geçirmekte zorlandığım dürtülerimin olduğunu ilan etmek üzere buradayım. Dizginlemekte zorlandığım uçuk kaçık hayallerimin at üstündeki coşkusuna kısmet ve murat biçenleri anlamakta bir hayli zorlandığım doğrudur.

 

Saçlarım uzun zamandır zihnimi kemirip duran böceklerle dolu. Hangi sembol, hangi imge, hangi anlama geliyor olabilir? Bunu herkesin anlayabileceği bir şekilde ifade edebilmek, bütün anlamsal değişkenleri göz önünde bulundurabilmek ve de her şeyden önemlisi rüya ile ilgili yanlış algıları düzeltebilmek için çok uzun bir zamandır aralıksız bir şekilde uğraşıyorum. Hastalığım minimalist karıncalar, titiz arılardan kaynaklıdır.

Gerçekliğin değerini, kutsallığını idrak ettim edeli kehanet soslarıyla tatlandırılmış meyvelerin alıcısı olmaktan vazgeçtim. En başat misyonum, rüyanın bir kehanet aracı olmadığını duyurmak, öğrenmek ve öğretmektir. ”Bir rüya gördüm, hayatım değişticilerden” çok uzaklardadır evim.

 

Bir kulağım firavunların meşhur rüyalarında, diğer kulağım Artemidoros’un saçlarını eskiten kederli düş anlatıcılarındadır. Bir gözüm Mezopotamya’nın tasası ağır efsanelerinde, diğer gözüm kadim dinlerin derinliklerindedir.

 

Anlamsız maskelerimizi indirmekte bir hayli mahir olan Freud ve izcileri dört bir yanımı kuşatmıştır. Aklının parıltısını rüyalarına ciddiyet atfederek kanıtlamışlara; Foucault’a , Adorno’ya, Lacan’a, Descartes’e hayranım.

 

Henüz bir tabirci çırağı olan kendimi, sizlerden gelecek olan görüş, yorum, destek ve elbette ki düşleriniz doğrultusunda geliştirmeyi hedefliyor, arzuluyorum.

 

MUTLU DÜŞLER!