Rüyalarıyla hayatı değişenler -1-

 

‘’ Düşlerini dikkate almamış bir sanatçının, potansiyelinin yarısını kale almadığını düşünüyorum.’’Sting.

 

Sting’in asıl ünü yakalaması, 1985 yılında çıkarmış olduğu ilk solo albümü; adını görmüş olduğu güçlü bir rüyadan alan  The Dream of the Blue Turtles  (Mavi kaplumbağalar rüyası) sayesinde gerçekleşmiştir.

 

Bu albümle birlikte Sting’in yalnızca başarılı bir pop sanatçısı değil, aynı zamanda rüyalarını fazlasıyla önemseyen sıkı bir düş takipçisi olduğu anlaşıldı. Sting, rüyasını farklı bir müzikal tarza yönelmesi gerektiği mesajı olarak yorumlamış ve değiştirmiş olduğu bu tarz, büyük bir tanınmayı de beraberinde getirmiştir. İşte Sting’in meşhur rüyası ve kendi ağzından yorumu:

 

‘’Rüyamda evimde pencereden dışarı çiçeklerin bulunduğu duvarlarla çevrili bahçeme bakıyorum. Duvardaki delikten aniden , agresif, maço ve sarhoş, mavi renkli kaplumbağalar çıkmaya başladı. Kaplumbağalar ters taklalar atıyor, etrafa saldırıp, bahçeyi yıkıp geçiyorlardı. Rüyadan almış olduğum haz ve rüya sonrası etki o denli kuvvetliydi ki bu rüya ile ilgili hemen hemen her ayrıntıyı kusursuz bir biçimde hatırlıyordum.’’

 

Bana öyle gelmiştir ki, mavi renkli kaplumbağalar bilinçdışının simgesiydiler. Jungien rüya görüşüne son derece uygun bir örnekti. Denizin altında yaşarlar ve bu yüzden de henüz farkedilmemiş potansiyele işaret etmekteydiler. Çıkarmış olduğum albümde tıpkı rüyadaki kaplumbağalar gibi sıra dışı, beklenmeyen bir şeyler yapmak istedim. Ve öyle sanıyorum ki, rüyadaki mavi kaplumbağalar yardımıma yetişeceklerdi.

 

Sting haksız çıkmadı. Mavi kaplumbağalar suretine girmiş değişime dirençli ve tutuk stilini kabuğundan çıkardı. Bilinçaltı denizinin altında uyuklamakta olan potansiyeli yine deniz rengine bulanmış mavi kaplumbağalar ile kendilerinden hiç beklenmeyen işler çıkardı, albümü neredeyse yok sattı.

 

Bu sıradışı rüyaya küçük de olsa bir beste yapmayı ihmal etmedi Sting.